Bu blogun alt başlığı "Anılar, varsayımlar, çıkarımlar" olarak kondu daha ilk gün. Bu bakımdan, burada kendimi ele verme hakkı tanıyorum kendime.
14 Ocak 2010 tarihinde yazdığım bir yazıyı buldum tesadüfen. Oysa bu akşam bambaşka düşünceler vardı kafamın içinde. Başka şeyler yazacaktım. Ancak, Ocak ayındaki ruh halimle karşılaşınca ve sevince içindeki deneyimi, sağduyuyu, farkındalığı, buraya taşımaya karar verdim. Başına "bir öykü" yazmışım aynı böyle küçük harflerle. O nedenle bu yazının adı da "bir öykü" oldu:
Bir gün biri gelir. Sanki beklediğiniz biriymiş gibi, düşünmeden açıverirsiniz kapılarınızı, perdelerinizi, pencerelerinizi. Taze hava beller, izin verirsiniz evinize dolmasına. Sanki nefes almak güzelleşir, yaşamak anlamlanır, ölüme giderken artık oyalandığınızı değil adam akıllı yaşadığınızı bilirsiniz.
Kocaman bir sahne olur yaşadığınız şehir. Her rüzgar meltem hani, her yürüdüğünüz sokak kır, her gökyüzü mavi.
Bir gün biri gelir. Korkarsınız. Hem de nasıl! Gerçekliğinden endişe eder, farkındalığınızı, ayıklığınızı sınarsınız. Bakarsınız yüzüne uzun uzun, güzel bile değildir aynı zamanda en güzel olan!
Bir gün biri gider hayatınızdan. Yas tutmaya benzer bir özlemdir saran evinizi. Eksiğine kırdırılmış bir çek gibi, eski sevgililer düşer tek tek aklınıza. Her birinden özür dilersiniz. Her birini affedersiniz. Temizlersiniz sinenizi. Gözlerinizi yağmurla bir akıtıp, akını rengini birbirine ala edersiniz. Kan çekilir nabzınıza. Yaşamamak için uyumak, sanki ölüm hazırlığıdır.
Bir daha siz, hiç o siz olmazsınız. Bildiğiniz kendiniz gitmiştir, yenilmiş biriylesinizdir. Siz de onlardan olursunuz. Herkes gibi, herkes kadar, normal ve sıradan. "Sen de aynısın işte!" deyiverirler size, şaşırırıp kalırsınız.
Özlersiniz en çok! Mezar başında ağlamaktan çok farkı yoktur aslında yastık başında tutulan yasın. Onun kokusu ömrünüze sinmiştir. Hiçbir günah, hiçbir yeni kir örtemez ondan kalan şeyleri.
İşin en garibi, siz, ömrünüz boyunca, zaten bu hikayenin sonunu bilmiş, yine de onun gelişini beklemişsinizdir. İsteyerek teslim olmak, dinlenmenin en güzelidir...

6 yorum:
Çok hoş bir öykü.Teşekkürler Gökçe...
teşbihde hata olmamis, super yazmissin gokcecim.. eline diline saglik :)
fato
sevdiğini bildiği kadar, kaybetmeyi de bilen, ama kaybetmeyi hiç istemeyenlerin yüreğine yumuşacık ama derinden dokunan bir öykü.. teşekkürler Gökçe..
umut e.
çok duru anlaşılır. bir yazı. tebrikler
Yazınızı bir öykü gibi okudum,birde şiir(miş)gibi okudum.İkiside o kadar haz verdiki...Elllerine sağlık.
Okuyan, fikirlerini paylaşan herkese çok teşekkür ederim...
Yorum Gönder